16 Aralık 2013 Pazartesi

Şampiyonlar ligi'nde kura günü

Şampiyonlar Ligi’nde nihayet 16 biletini alan Galatasaray’ın rakibi bugün İsviçre’nin Nyon kentinde gerçekleştirilecek kura ile bile olacak. Kura çekimi saat 13.00′te başlayacak.


Kar buz ayrim etmez, Aslan affetmez!


10-11 Aralık günlerinde oynanan nihayet grup maçlarının ardından B Grubu’nu ikinci sırada tamamlayan sarı-kırmızılılar, bu turda grup birincilerinden bir tanesi ile eşleşecek. Temsilcimiz 2. tur ilk maçını 18-19 Şubat ya da 25-26 Şubat’ta, rövanşını ise 11-12 Mart ya da 18-19 Mart’ta oynayacak. Roberto Mancini ve öğrencileri aynı gruptan çıkan takımlar bir üst turda eşleşemediği için Real Madrid dışındaki yedi grup birincisinde birinin rakibi olacak.


Galatasaray’ın muhtemel rakipleri şu şekilde:  


Manchester United


Paris St Germain


Bayern Münih


Chelsea


Borussia Dortmund


Atletico Madrid


Barcelona


Totemspor yazarları Emre Çelik ve Rafet Baran Eryılmaz, kura öncesinde 16 takımın gruptaki karnelerini ve çeyrek final umutlarını masaya yatırdı.


Birinci torba


Manchester United


Nasıl Geldiler?


İhtimaller değişiyor


Sir Alex Ferguson’un ayrılışının ardından ne yapacağı merakla beklenen Manchester United, EPL’de sergilediği performansla düs kırıklığına yol açsa da Şampiyonlar Ligi’nde grubunu lider bitirerek taraftarlarını bir nebze olsun güldürdü. İlk maçta evinde ağırladığı Bayer Leverkusen’i hazır olmadığı iddia edilen Wayne Rooney’nin ekstra oyunuyla rahat geçen Moyes’un öğrencileri, ikinci hafta Ukrayna deplasmanında nihayet derece vasat bir oyun sergileyip maçın büyük bölümünde oyunun kontrolünü rakibine kaptırsa da tecrübesi sayesinde bir puanı kurtardı.


United, Düşler Tiyatrosu’nda ağırladığı Sociedad karşısında ise tam anlamıyla rakibinin tecrübesizliğinden yararlandı. Iñigo Martí Nez, maçın başında kendi ağlarını havalandırırken maçın büyük bölümünde oyun üstünlüğü Bask ekibinde olsa da United skoru korudu. Fakat San Sebastian’daki karşılaşmada United, deplasmandaki ikinci beraberliğini alarak grubun en zayıf halkasını geçemedi. United’ın liderliği garantilediği ve büyük bir sürprize yol açtığı maç ise Leverkusen deplasmanıydı. Özellikle Van Persie’nin Bay Arena’da puan kaybetmesi beklenen United’da Rooney sahneye çıktı ve deyim yerindeyse “Ben varım.” diyerek takımının farklı galip gelmesini sağladı. United, nihayet haftaya girilirken liderliği garantilese de ligde alınan kötü sonuçlardan dolayı rotasyona gidemedi ve Shakhtar’ı içeride mağlup ederek bir nebze olsun rakibinin kaderiyle oynadı.


Ne yapabilirler?


Açıkçası Manchester United, ilk bakışta birinci torbadan kuraya katılan takımlar arasında en zayıf halka olarak öne çıkıyor. Değişimin sancılarının fazlasıyla hissedildiği United, lider çıkan takımlar arasında en az topla oynamaya sahip üç ekipten biri. Fakat bu dalda United’ın gerisinde olan Borussia Dortmund’un kontra-atak ve Atletico Madrid’in savunmaya dayalı sistemi düşünülünce, bu takımlara göre nihayet derece düz ve sistemsiz United’ın zaafı daha çok belli oluyor. Bu istatistiği destekleyen bir başka istatistik ise Manchester United’ın liderler arasında kaleye en çok şut atan yedinci takım olması ki bu da topa sahip olamamalarının bir yansıması olarak gösterilebilir.


Saha içine bakıldığı vakit ise Moyes’ın takımının özellikle yaratıcılık konusunda agirbasli sorunlar yaşadığını söylemek yanlış olmaz. Robin Van Persie’nin sağlıklı olduğu anlarda orta sahaya daha yakın oynayan Rooney’yi de bir kenara koyduğumuz vakit United’ın ‘üretemediği’ gerçek. Zaten İngiliz ekibi, sadece 5 golü ‘açık oyun’dan bulurken 3 golü duran toplardan, ikişer golü ise kontra girisken ve rakiplerinin kendi ağlarına gönderdiği gollerle buldu. Kısacası United, hem hem hücumdaki performansıyla hem takım görüntüsüyle hem de performansıyla ilk torbanın en zayıf halkası olarak öne çıkıyor ama unutmamak gerekir ki maçlardan evvel iki aylık bir süreç var ve United da ara transferde kesinlikle bu eksiklerini gidermenin yollarını arayacaktır.


Real Madrid


Nasıl Geldiler?


Gruplar sona erdi


Temsilcimiz Galatasaray, Juventus ve Kopenhag ile birlikte aynı grupta yer alan Real Madrid, deyim yerindeyse rakiplerini eze eze gruptan lider çıkmayı başardı. Ancelotti’nin öğrencileri, gruptaki yolculuğuna Türk Telekom Arena’da aldığı 6-1′lik galibiyetle başladı. Farklı galibiyet, muhteşem başlangıcın yanı sıra ligde de yalpalayan Real Madrid’in kendine gelmesini sağladı. Madrid ekibi, Juventus’un takıldığı Kopenhag’ı Di Maria’nın yıldızlaştığı oyunla geçtikten sonra Juventus deplasmanında da Chiellini’nin atılmasının da etkisiyle rakibini sürklase ederek istediği sonucu aldı. Özellikle bu maçla birlikte de Ronaldo-Bale ikilisi anne sahneye çıktı.


Santiago Bernabeu’da biraz da farkın getirdiği rehavetle sahaya çıkan Real Madrid, dış sahada aldığı galibiyete göre Juventus karışısında zorlansa da 1 puanı alarak daha dördüncü maçlar sonucu liderliği garantiledi. Beşinci haftada yedeklerle ve 10 kişiyle alınan Galatasaray galibiyeti, Real cephesinin iyice özgüven sağlamasına neden oldu. Ancelotti’nin takımı, her ne kadar Kopenhag deplasmanında zorlansa da galip geldi. Ayrıca Şampiyonlar Ligi’nde yaşanan ‘son hafta heyecanı’ da kısmen bu performansın  üstünü örttü.


Ne yapabilirler?


Gelenekleri ve geçmişiyle Avrupa’nın en büyük kulübü olan Real Madrid, 2002′den bu yana ‘la decima’, yani 10′uncu Şampiyonlar Ligi hayalini kovalıyor. Kadro ve alınan skorlardan bağımsız her sezona bu hedefle giren Real Madrid, sezon başında özellikle de La Liga’da sergilediği futbolla bu hedefin uzağında bir görünüm çizmişti ama Devler Ligi’nde haftalar geçtikçe beklenen çizgiye daha da yaklaştılar. Ancelotti’nin “Ben İtalyan’ım. Kontra girisken ile istediğimi her vakit alırım.” sözlerinde de belirttiği üzere takım olarak topun arkasına geçerek tıpkı Mourinho döneminde olduğu gibi hızlı ataklarla sonuca giden Madrid, maçlar içerisinde 20-30 dakikalık periyotlarda bu sistemden vazgeçip tempo yaparak da rakibini bunaltıyor ve skora gidiyor. Kısacası Real’in geçen seneye göre ‘B planı’ da mevcut  ve haftalar geçtikçe takım buna da daha alışıyor.


Real Madrid’in öne çıkan handikapları ise henüz bu ‘b planı’nın tam oturmaması. Dışarıdaki Kopenhag ve dahil sahadaki Juventus maçlarının gösterdiği üzere sahaya ‘savunma yapma niyeti’ ile çıkan takımlar, bunu iyi başarabilirse Real Madrid’i kitleyebiliyor. Dahası Bale ve Ronaldo, grup aşamasında taraftarları memnun etse de ikiliden birisi, özellikle de Bale, birlikte oynadıkları anlarda vasatı geçemedi. Bale ve Ronaldo arası ahenk ile Ancelotti’nin ‘b planı’nı takıma ne derece adapte edebileceği, Real Madrid’in turnuvadaki geleceğini doğrudan belirleyecek. Eğer İtalyan hoca, bu konularda başarılı olursa hedeflenen la decimanın gelmesi içten bile değil. Aksi halde ise tekrar de Real Madrid’in yarı final görmemesi sürpriz olur.


Paris Saint-Germain


Nasıl Geldiler?


Avrupa’da var, Ankara’da yok!


Geçtiğimiz sezon çeyrek finalde Barcelona engeline takılan Paris Saint-Germain, diğer yedi gruba kıyasla basit bir kura çekmesinin avantajını nihayet derece iyi kullandı ve sürprize mahal vermeden rakiplerini geride bırakarak gruptan lider çıkmayı başardı. İlk üç maçta sırasıyla Olympiakos, Benfica ve Anderlecht karşısında şov yaparak farklı galibiyetlerle gülen PSG, bir başka ifadeyle rakiplerine kıyasla çok daha iyi olan bireysel kalitesinin sonuçlarını aldı.


Paris temsilcisi, bu galibiyetlerin ardından Anderlecht karşısında şok bir netice alsa da Olympiakos’u dahil sahada geçerek liderliği nihayet haftaya girilirken garantiledi.Gruptaki tek mağlubiyetini nihayet hafta Benfica karşısında alan PSG, liderliği garantilemenin de etkisiyle bu maça yedek ağırlıklı bir kadroyla çıkmıştı.


Ne yapabilirler?


Paris Saint-Germain, Fransa ekibi olmasının etkisiyle, kadro olarak nihayet derece kuvvetli de olsa liderler arasında en çok hafife alınan takımlardan birisi olarak öne çıkıyor. Lakin geçtiğimiz sene bile Cavani ve Marquinhos gelmeden evvel kura şansızlığının kurbanı olup Barcelona’ya elendikleri unutulmamalı. Cavani-Ibrahimovic-Lavezzi’den oluşan ‘öldürücü’ hücum hattı, gününde olduğu vakit Şampiyonlar Ligi’ndeki var her takımın savunmasını hallaç pamuğuna çevirebilecek güçte.


Fakat PSG’nin turnuvadaki kaderini belirleyecek öge ise Fransız ekibinin orta alan performansına bağlı olacak. Özellikle Verratti ve Pastore bir kenara konulduğu vakit çok da yaratıcı olamayan PSG orta sahasında Pastore’nin yumuşaklığı ve kırılganlığı bir kenara konulduğunda tek adama bağlı kalıyor. Lucas Moura’nın da henüz istenen seviyeye çıkmaması, Fransız ekibi adına en zayıf halka olarak öne çıkıyor. Her ne kadar maddi olarak büyük bir güç olan PSG’nin ara transferde hamle yapması beklense de bu ismin takıma adaptasyonu Blanc’ın takımının Devler Ligi’ndeki akıbeti konusunda doğrudan belirleyici olacak. Yine de bu konudaki bütün olumsuzluklara rağmen Paris Saint-Germain’in iyi bir kura sonucu yarı final oynaması kesinlikle sürpriz olmaz.


Bayern Münih


Nasıl Geldiler?


“Galatasaray güzel olur”


Son şampiyon, ‘korkutucu’ görüntüsünü daha da pekiştirerek Şampiyonlar Ligi’nde gruplarda oynadığı 5 maçı da kazanarak rakiplerine agirbasli bir mesaj verdi.Bu süreçte Etihad Arena’da nihayet derece rahat alınan 3-1′lik galibiyet ve diğer farklı sonuçlar da Pep Guardiola’nın öğrencilerini ‘kimsenin kurada çekmek istemediği takım’ olarak öne çıkardı. Dördüncü hafta Plzen deplasmanında alınan 1-0′lık galibiyetle ise Bavyera ekibi turu garantiledi.


Plzen deplasmanındaki maça özellikle savunmada rotasyon yapmayı tercih eden Pep Guardiola, kötü hava şartlarına rağmen tekrar de güldü. Beşinci hafta Moskova deplasmanında şov yapan Bayern, nihayet hafta ise ilk kez beklentilerin altında kaldı. 2-0 öne geçmesine rağmen skoru tutamayan Bayern, mağlubiyete rağmen topladığı 15 puanla grubundan lider çıkmayı başardı.


Ne yapabilirler?


Bayern Münih, kusursuz olmasa da nihayet 16′ya kalan takımlar içerisinde en az defoya sahip olan takım olarak öne çıkıyor. Özellikle inanılmaz olarak nitelendirilebilecek orta sahasıyla her rakibi sahadan silmeyi başaran Bayern Münih’ye hedef hiç şüphesiz şampiyon unvanını korumak. Bunun için de, özellikle oyunun hücum bölümünde, yeterli kaliteye fazlasıyla sahipler.


Bayern Münih’in en büyük handikabı ise Pep Guardiola’nın takımlarında klasikleşen ‘hızlı girisken savunması’ olarak öne çıkıyor. Sistemini topla oynama üzerine kuran Pep Guardiola, klişeleşmiş bir biçimde takımlarını 8 oyuncuyla rakip yarı sahaya yıkıyor ama kaptırılan toplar sonrası uygulanan pres netice vermediği anda özellikle 30-40 metrelik diagonal toplar, Guardiola takımlarında geride kalan iki stoperin – ve doğal olarak da takımın – başını ağrıtabiliyor. Bayern Münih’in de bu sistemi tam anlamıyla benimseme yolunda adım adım ilerlediği düşünülürse savunmada kompakt ve hatasız bir görüntü sergilemeyi başaran bir ekip, Bayern’in hayallerini elinden alabilir. Aksi halde ise Bayern’in kupayı alması kesinlikle sürpriz olmaz.


Chelsea


Nasıl Geldiler?


Mourinho Galatasaray’ı istiyor


Jose Mourinho’nun yuvaya dönmesiyle sezona moralli bir giriş yapan Londra ekibi, bu motivasyona rağmen ilk maçta Basel’e evinde mağlup olarak büyük bir şoka neden oldu. Yine de acele toparlanan Chelsea, sırasıyla Stauea ve Schalke deplasmanlarında aldığı galibiyetlerle ilk üç maçların ardından grupta liderliğe yükselmeyi başardı.


Dördüncü haftada Schalke’deki krizi müspet değerlendiren Chelsea, Stanford Bridge’de rakibinin de yaptığı faiş hatalarla rahat bir galibiyet alarak gruptan çıkmayı büyük ölçüde garantiledi. Chelsea’nin işi beşinci hafta bitirmesi beklenirken Murat Yakın’ın öğrencileri bir sansasyona daha imza attı ve genç yıldızları Mohamed Salah’ın nihayet bölümdeki golüyle Chelsea’yi grupta ikinci kez yenmeyi başardı. Yine de İngilizler, nihayet hafta Steaua karşısında sürprize yer vermedi ve aldığı galibiyetle grubunu lider bitirerek nihayet 16 biletini cebine koydu.


Ne yapabilirler?


Her ne kadar Jose Mourinho’nun adı başlı başına herkese korku salmaya yetse de Chelsea’nin takım olarak çok da korkutucu bir görüntüde olduğunu söylemek zor. Görece olarak basit kabul edilen grupta bile işini nihayet haftaya bırakan Chelsea’de santrfor eksikliğinin yanı sıra Schürrle, Mata ve Hazard dışında yaratıcı ve dikine giden oyuncu olmaması da dikkat çekiyor. Chelsea, grupta oynadığı üç maçta 3 ve üzeri gol kaydetse de nihayet 16′daki rakiplerin bu düzeyde olmayacağı da açık bir biçimde ortada.


Bu dezavantaja rağmen Chelsea’nin en büyük artısı ise Lampard, Willian, Ramires ve Obi Mikel gibi savunma direnci nihayet derece yüksek olan ve rakibe oyunun kontrolü basit kolay vermeyecek profildeki oyunculardan oluşması. Mourinho’nun daha evvel Real Madrid ve Chelsea’de öne çıkan kritik maçlardaki ‘oyunu kitleme tercihi’ne yönelik bu oyuncular, gününde olduğu vakit her rakibin hücumdaki üretkenliğini 2-3 seviye aşağıya çekebilecek seviyede. Buna bir de Mourinho’nun taktik dehası eklenince Chelsea beklentilerin üzerine çıkabilecek bir ekip olarak öne çıkıyor.


Borussia Dortmund


Nasıl Geldiler?


Ölüm Grubu’nda yer alan nihayet finalist, Napoli deplasmanında aldığı tartışmalı mağlubiyete ve bu süreçte takımda yaşanan sakatlıklara rağmen toparlanmasını bildi ve evvel Marsilya’yı ardından da Londra deplasmanında çok da iyi oynamadığı bir maçta Arsenal’i mağlup ederek ilk hafta aldığı mağlubiyeti unutturmayı başardı. Klopp’un öğrencilerinin bu iki galibiyetin ardından rahat bir şekilde gruptan çıkması bekleniyordu ama Londra’da, hem de oyuna hükmettiği maçta, yenilen Dortmund, bir anda işlerin karışmasına yol açtı.


Dortmund, sondan bir önceki hafta ‘acaba’ denen haftada Napoli’yi rahat geçerek turu büyük ölçüde garantiledi ama nihayet hafta nihayet derece dramatik geçti. Dortmund, basit geçmesi beklenen bir maçta Marsilya karşısında erken öne geçti ama skorun eşitlenmesine engel olamadı. Napoli’nin, San Paulo’da Arsenal karşısında öne geçmesi de Dortmund’u dışarıya itiyordu ama kaçan çok net pozisyonların ardından 87′de gelen Kevin Großkreutz’un golü Dortmund’a liderliği getirdi.


Ne yapabilirler?


Dortmund, her ne kadar geçtiğimiz sene final oynasa da özellikle sakatlıkların etkisiyle beklenen görüntünün çok uzağında bir grafik çizdi. Subotic, Mats Hummels, İlkay Gündoğan ve Sven Bender gibi takımın mühim isimlerinin uzun süreli sakatlıkları, doğal olarak Dortmund’un sahadaki performansını da etkiledi. Bu eksikliklere bir de 2014′te serbest kalacak Robert Lewandowski’nin dönem arası ayrılacağı spekülasyonları da eklenince Dortmund’un daha da zarar alabileceği düşünülebilir. En kötü senaryo ise santrfor olarak Lewandowski’ye bağlı olan Dortmund’da Polonyalı oyuncunun tıpkı Götze gibi erken sayılabilecek bir dönemde başka bir ekibe imza atması olabilir.


Bunun dışında Dortmund’da sakat isimlerin döneceğini unutmamak lazım. Özellikle sakatlığında bile Real Madrid ve Barcelona ile anılan İlkay’ın dönüşü hiç şüphesiz takımı müspet etkileyecektir. Dahası Mkhitaryan ve Reus’un performansları da Dortmund’un bu periyottaki artıları olarak öne çıkıyor ama tekrar de şu görünümde Dortmund’un bir kez daha finale kalması sürpriz olur.


Barcelona


Nasıl geldiler?


Şampiyonlar Ligi’nin ‘kadrolu’ favorilerinden Barcelona, H Grubu’nda Ajax’ı dahil sahada nihayet derece rahat geçerek başladı. Yıllardır kabusu olan Celtic Park’ta ise Scott Brown’ın gördüğü kırmızı kartın ekmeğini yiyerek 1-0′la 3 puanı almayı başardı. Katalan ekibi, ilk kaybını ise San Siro’da Milan karşısında yaptı. Barça, bu maçta puan kaybetmekle kalmadı, özellikle beklentilerin yanına bile yaklaşamayan Milan karşısında sergilediği futbolla soru işaretlerini de artırdı.


Camp Nou’da oynanan bu maçın rövanşını Messi’nin yıldızlaştığı oyunla almayı başaran Barça, sakatlıklardan dolayı yedek ağırlıklı çıkmak zorunda kaldığı Ajax karşısında ise deyim yerindeyse sahadan silinerek bu sezon Devler Ligi’ndeki ilk mağlubiyetini aldı. Barça, bu galibiyetin acısını ise deyim yerindeyse Celtic’ten çıkardı. Neymar’ın yıldızlaştığı maçta İskoç ekibini 6-1 ile geçen Barcelona, böylelikle grup liderliğini garantiledi.


Ne yapabilirler?


Barcelona, özellikle Ajax ve Milan deplasmanlarında sergilediği oyunla ‘en büyük favori Barcelona değil’ imajı oluşturdu ama Barcelona’nın da tıpkı Real Madrid’de olduğu gibi bir geçiş döneminde olduğunu söylemek yanlış olmaz. Pep Guardiola’nın nihayet yılında ve Tito Vilanova’nın tek sezonunda eleştiri oklarının hedefi olmasına neden olan ‘b planı eksikliği’, Gerardo Martino’nun üzerinde durduğu en mühim konulardan biri. Pique’nin de söylediği üzere artık Barça sadece pas üzerine kurulu bir oyun oynamıyor ve bu sistemin henüz oturmaması da Barcelona’nın bir handikabı olarak öne çıkıyor.


Barcelona’nın bir diğer handikabı da tıpkı Ronaldo-Bale ikilisinde olduğu gibi Neymar-Messi ikilisinin birlikte istenen performansı sergileyememesi. Bu ikilinin ahenk süreci de Barcelona’nın kaderini belirleyecek faktörlerden biri olacak. Ayrıca geçtiğimiz sene fazlasıyla ön plana çıktığı üzere Messi’nin de ne şekilde döneceği Barcelona’nın akıbetini belirleyecek. Eğer Martino, 2 aylık süreçte bu sorunların hepsini çözmeyi başarırsa Katalan ekibi Devler Ligi’nin en mühim adaylarından birisi yapacak. Aksi halde ise geçtiğimiz sezon izlediğimiz senaryonun tekrarı olası.


Atletico Madrid


Nasıl geldiler?


Uzun bir aranın ardından Şampiyonlar Ligi’nde tekrar boy gösteren Atletico Madrid, güncel kadrosunun Devler Ligi tecrübesizliğine rağmen denk takımların yer aldığı grupta, tartışmaya mahal vermeyecek bir performans sergileyerek gruba damga vurmayı başardı. Önce Rusya deplasmanında Zenit’i beklenenden rahat geçen Atleti, Portekiz’de ise 1-0 geriye düştüğü maçta takım profili olan ‘pes etmeme’ faktörüyle 2-1 kazandı. Bu kritik iki galibiyetin ardından ise Austria Wien karşısında tam anlamıyla şov yaptı.


Austria Wien’i Avusturya’da yenerek gruptan çıkmayı garantileyen Diego Simeone’nin öğrencileri, Rusya deplasmanında yedek ağırlıklı kadroyla galibiyeti elinden kaçırdı ama tekrar de puan almayı başardı. Son hafta ise tekrar yedek sayılabilecek bir kadroyla Porto’yu Vicente Calderon’un çimlerine gömen Atletico Madrid, hem rakibinin kaderiyle oynadı hem de grup aşamasında mağlubiyet almadan bir üst tura lider olarak çıkmayı başardı.


Ne yapabilirler?


Atletico Madrid cephesinin ayakları, grup aşamasında estirdiği fırtınaya rağmen yere basmaya devam ediyor. Gerek Enrique Cerezo’nun gerekse Diego Simeone’nin “Bizim hedefimiz burada kalıcı olmak. Şu tura yükseleceğiz diye kendimizi şartlandırmıyoruz.” sözleri, Atletico Madrid’i diğer takımlara göre bir derece daha rahat ve baskıdan irak kılıyor. Fakat şunu unutmamak gerekir ki bu rahatlık Atletico Madrid’in sisteminde kesinlikle yer almıyor.


Avrupa’nın en iyi takım savunması yapan sayılı takımlarından birisi olan Atletico Madrid, bunun yanı sıra duran toplardaki başarısıyla da diğer ekiplerden açıkça sıyrılıyor (Grup aşamasında PSG ile birlikte en çok duran top golü bulan takım). Diego Costa’nın kariyer zirvesinde olması, Koke-Arda-Gabi üçlüsünün bireysel performansları da agirbasli bir aday olarak değerlendirilmemesine rağmen Atletico Madrid’i öne çıkarıyor. Belki A.Wien koçu Nenad Bjelica’nın “Atletico Madrid şampiyonluk adayı. Barça ve Madrid’den iyiler.” açıklaması abartı olarak görülebilir ama Dortmund’un geçen sene yaptığını Simeone’nin öğrencileri yaparsa kesinlikle sürpriz olmaz.


İkinci torba


Bayer Leverkusen


Nasıl geldiler?


Sami Hyypia’nın çalıştırdığı Alman ekibi, üçüncü torbadan katıldığı A Grubu’nda Manchester United’ın ardından ikinci sırayı almayı başardı. Kırmızı-siyahlılar, lider United’dan iki maçta toplamda 9 gol yeseler de Shakhtar Donetsk ve Real Sociedad’a karşı oynadıkları maçlarda bunun acısını çıkardılar. Özellikle BayArena’da aldıkları 4-0′lık Shakhtar galibiyetinde dikkat çekici bir oyun ortaya koydular. Milli futbolcu Ömer Toprak’ın da bu aşamada attığı iki golle Leverkusen’in turu geçmesine yardımcı olduğunu söylemeliyiz.


Ne yapabilirler?


Bundesliga’da Bayern Münih’in en yakın takipçisi konumunda bulunan Leverkusen, Sidney Sam, Heung-Min Son ve Stefan Kiessling’in’ten oluşan etkileyici hücum üçlüsüyle dikkatleri çekiyor. Savunmasını oturtamamış Chelsea’yle eşleşmeleri halinde bu üçlünün yardımıyla çeyrek finali zorlayabilirler. İspanyol ekiplerinden biriyle eşleşmeleri halinde işleri zora girebilir. PSG’yle de bas kafaya oynayabilecek güçteler. Tabii ocak ayına kadar ligde verecekleri mücadelenin nasıl şekilleneceği de çeyrek final şanslarını etkileyecektir.


Galatasaray


Nasıl geldiler?


Real Madrid ve Juventus gibi iki net favorinin bulunduğu gruptan teknik direktör değişikliği yaşadıkları sezonda çıkmaları mühim bir başarı. Gruba 6-1′lik Real Madrid mağlubiyetiyle başlasalar da Juventus deplasmanından beraberlikle dönerek güvenlerini tazelediler. Bunun üstüne alınan Kopenhag galibiyeti de şanslarını artırdı. Yalnızca iki galibiyet alarak ikinci tura yükselseler de dahil alan maçlarında -Real maçı dışında- gösterdikleri performanslarla üst turun kapısını araladılar. Olaylı geçen nihayet Juventus maçında 3-5-2 dizilişiyle aldıkları başarılı sonuç, ilerleyen turlarda da bu taktiği benimseyebileceklerinin sinyalini veriyor.


Ne yapabilirler?


Ligde üst üste gelen iki şampiyonluğun ardından ilk kez zirveden bu kadar irak kaldılar. Fenerbahçe’nin şampiyon olması halinde lig üçüncülüğünün bile Şampiyonlar Ligi vizesine yetmesi bu anlamda üzerlerindeki baskıyı azaltıyor. Tamamen Avrupa’ya odaklanarak geçen sezonun başarısını tekrarlamaları olası. Chelsea, Manchester United veya PSG gibi rakipleri dahil sahadaki istikrarlı performanslarının da yardımıyla bir hayli zorlayabilirler. Ancak İspanyol veya Alman ekiplerinden biriyle eşleşmeleri halinde canları bir hayli yanabilir.


Olympiakos


Nasıl geldiler?


PSG’nin grup liderliğinin kati favorisi olduğu grupta, rakipleri Benfica ve Anderlecht’e karşı çok başarılı maçlar çıkardılar. Son Avrupa Ligi finalisti Benfica’dan iki maçta 4 puan alarak ikinci tura gitmeyi hak ettiklerini gösterdiler. Golleriyle takımını sırtlayan Kostas Mitroglou’nun kırmızı-beyazlılar adına yıldızlaştığına şüphe yok. İç sahadaki coşkulu taraftarlarının desteğini de grup maçları boyunca çok iyi kullandılar.


Ne yapabilirler?


Liginde büyük bir hanedanlık kuran Olympiakos, bu sezon da geleneğini sürdürmeye çok yakın. En yakın rakibine 8 puan ayrim atan Pire ekibi, lig maçlarında aktif dinlenme moduna geçerek Avrupa’da daha ileriyi düşünebilir. Ancak kura şansının yanlarında olması gerektiğine şüphe yok. İspanyol teknik adam Michel’in varlığı Atletico Madrid’le eşleşmeleri durumunda biraz da olsa avantaj yaratabilir. Ancak Barça, Real veya Bayern gibi devlerle baş edebilecek seviyede değiller. Olası rakiplerinin yaşayacakları sorunlar onların çeyrek final şansını agirbasli biçimde etkileyecektir.


Manchester City


Nasıl geldiler?


Son şampiyon Bayern Münih’le aynı grupta yer alan Manchester City, Manuel Pellegrini yönetiminde nihayet bir üst tura çıkmayı başardı. Geçen sezon ölüm grubunun lanetini üzerinde hisseden Maviler, Viktoria Plzen ve Cska Moskova gibi iki Doğu Avrupa ekibine karşı aldığı başarılı sonuçların yardımıyla ikinci tur biletini aldı. Ancak onlar adına daha da mühim olan nihayet maçta Bayern’i yenmeleriydi. Bir golle grup liderliğini kaçıran İngiliz ekibi, dev ekiplere karşı da mühim sonuçlar alabileceğini böylece kanıtladı.


Ne yapabilirler?


Katar sermayesinin döktüğü milyonları akıllıca kullanabilen bir teknik adam görüntüsü çizen Pellegrini, geniş kadrosunun avantajıyla hem lig, hem de Avrupa yarışını bir arada götürecektir. Son maçta Avrupa’nın en dominant takımlarından Bayern’i geriden gelerek yenmeleri her türlü rakiple baş edebileceklerinin işareti. Seri başı olmayan takımların en tehlikelisi olarak görünen City, Atletico Madrid ve PSG’yle eşleşmesi durumunda çeyrek final umutlarını sonuna kadar kovalayacaktır.


Schalke 04


Nasıl geldiler?


Grup lideri Chelsea ile oynadığı iki maçı da 3-0′lık skorlarla kaybeden Schalke, Steaua Bükreş ve Basel karşısında ise hiç hata yapmadı. Bu dört maçta sadece 2 puan kaybeden Gelsenkirchen ekibi, hiç gol yemeyerek de dikkat çekti. Ne var ki nihayet maçta Basel’e karşı hakemlerin fahiş hataları onlara çok yardımcı oldu. Basel, grubun en dinamik takımı olarak Chelsea’ye bile bas tutarken Avrupa Ligi biletiyle yetinmek durumunda kaldı. Genç oyuncuların ağırlıklı olduğu Schalke’de teknik direktör Jens Keller’in zorlu rakipler karşısında mucizeler yaratması gerekecek.


Ne yapabilirler?


Jose Mourinho’nun ikinci döneminde bir türlü beklenen sonuçları alamayan Chelsea’ye bile direnemeleri ne durumda olduklarını özetliyor aslında. Potansiyel 5 rakiplerinden 5′inin de onlarla eşleşmek isteyecekleri çok açık. Ligde verecekleri ilk 4 mücadelesine daha sıkı sarılıp, Avrupa’yı ikinci plana atmaları da olası. Geçen sezonki gibi ikinci turdan turnuvaya veda etmeleri şaşırtıcı olmayacaktır.


Arsenal


Nasıl geldiler?


Mesut Özil transferi sonrasında sezona fırtına gibi bir giriş yapan Arsenal, nihayet haftalarda yaşadığı duraklamanın cezasını grubunu ikinci sırada tamamlayarak ödedi. Ölüm grubunun liderliğine soyunmuşlarken az kalsın Avrupa Ligi’nin yolunu tutuyorlardı. İç sahada aldıkları Dortmund yenilgisinin acısını deplasmanda çıkaran Topçular, Napoli karşısında bu kadar etkili değillerdi. Alınan 2-0′lık yenilgiyle kura avantajından mahrum kalan Arsenal, tekrar de elinden gelenin en iyisini yapmış görünüyor.


Ne yapabilirler?


Sezon başından bu yana Premier Lig’in zirvesinde yer alan Londra ekibi, yıllar süren şampiyonluk hasretine nihayet vermekte kararlı gözüküyor. Bu açıdan bakıldığında Şampiyonlar Ligi’ni ikinci plana atmaları mantıklı görünebilir. Ayrıca kadrolarının dar olduğu bilinen bir gerçek. En küçük sakatlık sorununda -bilhassa savunmada- agirbasli değişikliklere gidiyorlar. Ancak belalıları Barcelona’nın yanı sıra diğer formda ekiplerle başa çıkabileceklerini kanıtlamak için bu turdan daha büyük bir avantaj da bulamazlar. Atletico Madrid veya PSG ile eşleşmeleri halinde çeyrek final için şanslarını zorlayacaklardır.


Zenit


 Nasıl geldiler?


Herkes Galatasaray’ın 7 puanla gruptan çıkmasına şaşırırken Zenit, sadece bir galibiyet alarak topladığı 6 puanla nihayet 16 vizesi aldı. Grup sonuncusu Austria Wien’i iki maçta da yenemeyen mavi-beyazlılar, Atletico’nun hiç ihtiyacı olmadığı halde aldığı Porto galibiyetiyle bir üst turun yolunu tuttular. Kerzhakov, Hulk ve Axel Witsel gibi mühim oyuncular kadrolarında bulunsa da böylesine rahat bir gruptan bu kadar kötü bir sonuçla çıkmaları düşündürücü.


Ne yapabilirler?


Austria Wien’e karşı iki maçta da üstünlük kuramayan bir takımın Barcelona, Bayern Münih veya Real Madrid karşısında ne yapmasını bekleyebilirsiniz ki? Bireysel anlamda ön plana çıkan oyuncuları olsa da bir türlü takım oyunu oynayamıyorlar. Kimle eşleşirlerse eşleşsinler favori konumunun yanına bile yaklaşamayacaklardır.


AC Milan


Nasıl geldiler?


Barcelona’nın mutlak favori olduğu gruptaki ilk üç maçlarında topladıkları 5 puanla büyük avantaj elde ettiler. Geçirdiği kötü sezona ve içinde bulunduğu kaosa rağmen sadece bir kez yenilen Milan, bir anlamda formasıyla da olsa gruptan çıkmayı başardı. İki maçta da berabere kaldıkları Ajax’ın gösterdiği üstün oyun ve ilk maçtaki hakem hatası düşünülürse bu turda olmayı hak etmediklerini söyleyebiliriz.


Ne yapabilirler?


Her ne kadar kötü bir sezon geçirdikleri söylense de San Siro’daki maçta Barcelona’dan aldıkları beraberlikle hala eski günlerden izler taşıdıklarını gösterdiler. Balotelli ve Kaka’nın hücumda gösterecekleri performanslar çeyrek final şanslarını belirleyecektir. İngiliz ekipleri veya Atletico Madrid’le eşleşmeleri durumunda tur mücadelesine sonuna kadar ortak olabilirler.



Şampiyonlar ligi'nde kura günü

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder